Beslenme Çantalarındaki Son Durum

 

Telaşla kapıdan giren yazar etrafa bir iki dakika bir şey arıyormuş gibi baktı. Sonra kâğıt, kitap, kalem ve gazetelerin oluşturduğu karmaşa ile pek göze hitap etmeyen masasına gözü ilişti. Hemen masasına yöneldi ve “Kendimi bir noktada kilitlemeli ve bu yazıyı tamamlamalıyım” diye geçirdi içinden. Sonra masayı kolayca toparlayabilmenin yollarını aradı. Baktı en kolayı ne varsa çekmeceye doldurmak diye düşündü ve öyle de yaptı.

 

Sonra bilgisayarında o gün zihnini meşgul eden bir iki meseleyi yazmaya başladı. Okurlarına yeni yazısını yetiştirmenin heyecanıyla başladı şöyle yazmaya:

“Sınıf başkanı görevi bırakmadan önce bir konuşma yapmıştı. Sınıftaki sınıfsal farklılara değinmişti. Bunları kaldırmamız lazım, artık medeni insanların bu tarz sorunları aşması lazım, bunları sorun etmemeli, şeklindeki konuşması nede mantıklı gelmişti Ahmet’e. Doğru dedi Ahmet içinden ‘Benim Mehmet’ten fazla bir farkım yok, sadece beslenme çantası benimkisinden biraz daha renkli ve yeni; içi de biraz daha besili. Patates, ekmek var benimkinde, onunkinde ise kaşarlı tost, kızartma, kola ve çikolata var. Hem öğretmenimin anlattıklarına göre benimkiler daha vitaminli olmalı -ne kadar içime sinmese de-. Ama bunu da çocuk olduğuma bağlıyorum, belki de bilmediklerim vardır. Büyüklerin sözleri bazen anlaşılmaz oluyor.’

 

Ama Ahmet ile Mehmet çok iyi arkadaştı, hatta dostlardı. Beslenme çantaları birbirinden uzak olsa da, gönülleri çok yakındı.

 

Sınıf başkanlığı seçim günü yaklaştı. Sınıftan üç tarz başkan adayı çıktı:

 

Birincisi: Beslenme çantalarının gayet zengin olduğu grubun gösterdiği Özgür. Özgür iyi hoş çocuktu fakat sınıftaki herkesin sorununu anlayacak bilince sahip değildi. Çünkü bir kez olsun bile; beslenme çantasında sadece patatesle okula gelmemişti. Bunlara göre; kendi adayları başkan olmalıydı ki diğer sınıflar sınıf genelinin beslenme çantası zengin olanlardan olduğunu düşünmeli idi.

 

İkinci Aday: Bu adayın özellikleri ise; bunların beslenme çantasında bazen zengin çocukları seviyesinde seyretmek fakat hep o halde kalma hevesi ve ümidini beslemekti. Adaylarının adı Alperen’di. Alperen de hoş çocuktu fakat yanlış seyreden arzuları düşündüklerinin aksine geneli ifade etmiyordu.

 

Üçüncü Aday: Adı Ökkeş olan bu aday sınıfın yarısını temsil ediyordu. Beslenme çantası pek zengin olmayan bu grubun gösterdiği aday Ökkeş’in sınıf başkanı olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ökkeş de hoş çocuktu ve de garibanlığın ne demek olduğunu yaşamıştı. Beslenme çantasının tamamen boş olduğu günler bile olmuştu.

 

Bir dördüncü aday daha vardı gerçi; sınıftan değildi başka sınıftandı ama özelliği ve kimliği nasıldı pek bilgisi yoktu sınıftakilerin. Beslenme çantası ne düzeylerde seyrediyordu kimsenin tahmini bile yoktu.

 

Sonuçta başkan adayları konuşmalarını yapacakları gün geldi, ertesi gün seçim olacaktı. İlk konuşan herkesin tahmin edeceği üzere Özgür olmuştu. “Artık başka sınıflara karşı fakir kesimi temsil eden başkanlarla gözükmekten sınıfça utanıyoruz. Burada resmen bir baskı hissediyoruz, üzerimizdeki bu baskı sadece benim başkan olmamla giderilir. Eğer istediğimiz olmazsa öğretmeni göreve çağırıyorum. Gereğini yapmalıdır. Gerekirse demokratik çözümler terk edilebilir.” demişti.

 

Alperen konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bizim grubumuz esas sınıfı temsil eden gruptur. Ayrıca diğer sınıflar tarafından kuvvetli olarak gözüken grubumuzun adayı olarak ben başkan olursam , sesimiz daha gür ve başımız dik olacaktır.” Bu kısa konuşma bile sınıfın yarısına yakının beslenme çantalarını unutup hislerinin tahrik olmasına ve gerekirse beslenme çantam olmasada başım dik olmalı, diğer sınıflardakilerin bana saygı göstermesi, hürmet etmesi gerekli olduğuna inanmaya başlamasına yetti.

 

Ökkeş konuşmaya başlamadan kalabalık bir grup tarafından alkış tufanı koptu. “Ökkeş başkan, Ökkeş başkan!!.. ” sloganları  eşliğinde kürsüye yürüyen Ökkeş’e diğer beslenme çantası sahipleri bıyık altı tebessümle “Hevesiniz ve temenniniz boşuna, artık devriniz geçti, siz bizi temsil edemezsiniz” der gibi sert sert bakışlar altında aday Ökkeş şöyle dedi: “Arkadaşlar eski başkanın da sözlerini hatırlayınız. Artık beslenme çantası farklarını aşmamız gerek. Birimizin eksini eğer diğeri tamamlarsa işte asıl o zaman diğer sınıflar bize gıpta ile bakarlar. Ben artık bu tarz farklılıkların konuşulmasını istemediğimden dolayı aday oldum. Biz ne diğer sınıfların zengin çocuklarına bakar gibi bakmasını, ne de olduğumuzdan fazla itibar etmelerini isteriz. Bizim hedefimiz değerimiz kadar hürmet görmektir. ” Bu konuşmanın ardından kürsüye çıkarken ki aldığı alkıştan daha fazla alkış almıştı aday Ökkeş. Artık neredeyse kimsenin şüphesi kalmamıştı Ökkeş’in başkan olacağından. Çünkü konuşmasını öğretmen bile alkışlamıştı.

 

Seçim günü geldi ve seçim yapıldı. Yazarın küçüklüğünden aktardığı o zamanlarda; yazar gariban grubundaydı ve Ökkeş’e oy vermişti. Yazarın halen bile anlayamadığı sonuca herkes gibi o da çok şaşırmıştı. Adayların sonuçları açıklanmadan sınıf öğretmeni yerine müdür geldi ve direk sonucu açıkladı. “Arkadaşlar dördüncü aday olan diğer sınıftan Serpil kızımız sınıf başkanı olmuştur. Hayırlı olsun.”

 

Sınıfta uzun bir süre sessizlik oldu. Öğretmen bile çok şaşırdığı bir kaç saniye açık kalan ağzından anlaşılmıştı. Öğrencilerin artık beslenme çantası hakkında hiç bir fikirleri olmadığı Serpil’in başkanlığında öğrenime devam edeceklerdi.”

 

Yazısını bitiren yazar o günleri hatıllamanın verdiği rehavetle daldı gitti bir an. Sonra toparladı kendini ve o günlerden pek farkı olmayan ve başbakanlarının hakkında halkın pek bilgisi olmadığı ülkesinin sokaklarına doğru yürüyüş için çıktı gitti.

Etiketler: , ,



Sizde yorumlayabilirsiniz