Cenazeme Gelir Misin! - Senai Demirci

 

Cenazeme Gelir Misin!

 Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın

 vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun

 göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl

 şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi,

 bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada

 asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı

 bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın

 uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine

 getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç

 gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi.

 Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu

 bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan

 usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi. “Daha dün konuşmuştuk

 ama…” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı.

 İşine ara vereceksin bugün… Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına.

 Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın

 korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize

 de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız

 artık.” “Rahmetli…” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi

 atıvereceksin.

 

 İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni

 iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların.

 

 Hayret! Ben öldüm bu defa… Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Gitsen de

 bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde…

 

 Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp…

 Davetlilerin yüzüne bakamam sonra.

 

 Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben

 oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine

 toprak atılan adamı… Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı…

 Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı… Ayakkabısı kendisini

 beklerken bağları çözülecek adamı…. Elbiseleri evden çıkarılacak adamı… Ben

 oynayacağım.

 

 Yatağı soğuk kalacak adamı… Akşam eve dönmeyecek adamı… Kapıyı çalması

 beklenmeyecek adamı… Sofrada yeri olmayacak adamı… Adı telefon rehberinden

 silinecek adamı… Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi

 önemsizleşecek adamı…. Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir

 hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı…

 Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı… “Adı

 neydi… Hani..!” diye yokluğu kanıksanacak adamı… Soluk bir resimde mahzun

 bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı…

 

 Beklerim.

 

 En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.

 

 İşte davetiyen:

 

 Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden

 kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın

 zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında

 içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün

 kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında

 ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın

 geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların

 çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin

 gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü

 uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye

 üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız,

 kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir

 süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da

 unutacağımız

 

 Alıntı Sahibi = KÖRDÜĞÜM

 

 doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak

 olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu

 sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan

 ayrıl[maya ayarlan]mıştır.

 

 Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan

 cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir

 yerde unutuluş toprağına gömülecektir.

 Senai Demirci

Etiketler: , ,



Sizde yorumlayabilirsiniz