Cenazeme Gelir Misin! - Senai Demirci
admin yazdı.
Toplam Okunma: 484 | Bugünkü Okunma: 2 | En Son Okunma: 25.01.2012 - 03:17
Cenazeme Gelir Misin!
Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın
vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun
göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl
şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi,
bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada
asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı
bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın
uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine
getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç
gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi.
Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu
bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan
usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi. “Daha dün konuşmuştuk
ama…” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı.
İşine ara vereceksin bugün… Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına.
Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın
korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize
de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız
artık.” “Rahmetli…” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi
atıvereceksin.
İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni
iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların.
Hayret! Ben öldüm bu defa… Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Gitsen de
bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde…
Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp…
Davetlilerin yüzüne bakamam sonra.
Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben
oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine
toprak atılan adamı… Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı…
Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı… Ayakkabısı kendisini
beklerken bağları çözülecek adamı…. Elbiseleri evden çıkarılacak adamı… Ben
oynayacağım.
Yatağı soğuk kalacak adamı… Akşam eve dönmeyecek adamı… Kapıyı çalması
beklenmeyecek adamı… Sofrada yeri olmayacak adamı… Adı telefon rehberinden
silinecek adamı… Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi
önemsizleşecek adamı…. Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir
hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı…
Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı… “Adı
neydi… Hani..!” diye yokluğu kanıksanacak adamı… Soluk bir resimde mahzun
bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı…
Beklerim.
En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.
İşte davetiyen:
Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden
kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın
zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında
içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün
kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan, kalbinin her atışında
ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın
geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların
çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin
gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü
uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye
üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız,
kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir
süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da
unutacağımız
Alıntı Sahibi = KÖRDÜĞÜM
doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak
olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu
sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan
ayrıl[maya ayarlan]mıştır.
Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan
cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir
yerde unutuluş toprağına gömülecektir.
Senai Demirci
Etiketler: cenaze, ölüm, yaşarken ölmek