Dedemle bir haftasonu

Dedemle mutad pazartesi sabahı gezmesindeyiz. Erkenden evden çıkıp her
zamanki gibi eski arastadaki dükkanların açılma saatini teftişe başladık.
Burada insanlar erkenden Arnavut kaldırımı zemini sulayarak ve dualarla
geleneksel açılışlarını yaparken Koca Çınar gölgesinde çay ve kahve
içenlerle atışma veya sohbetlerle günü neşeye boğarlar. Dedem burada çok
muteber birisi. Ona selam verirken insanlar konuşmalarını keser ve hürmetle
eğilirler. Dedem nadiren de sohbete katılır ama o özlü sözlerini not alanlar
bile çıkar sakin ve serin çınar gölgesinde.

Bugünkü gezimizde hiç uğramadığımız kasap dükkanına giriverdik. Ama bu
dükkandaki pırıltı ve temizlik insana kendini kirli hissettirecek derecede
abartılı. Daha dükkana adım atarken dükkan sahibi bembeyaz çehresini
buruşturarak “Aman yeni sildim lütfen kırmızı çizgiyi geçmeyin”, diye bizi
durdurdu. Camekana yaklaşamadık bile. Biz etlerden seçmek isteyince de türlü
titizlikle bizi yıldırdı. Bize köfte mi yapacaksınız diye başlayıp kaç gün
saklayacaksınız diye kırk çeşit soru sorduktan sonra bize göre etinin
olmadığından dolayı dükkandan çıktıktan sonra bile önümüze geçerek özürler
diledi. Ben Dedemin sabrına hayran kaldım. Zira adam bizi bunalttı. Dedeme
sormadan edemedim;

-          Dedeciğim, biz böyle bir adamdan neden et almaya kalkıştık?

-          Aferin oğlum, bak sen de fark ettin işte! Bu adam titizliği
hastalık derecesine vardırmış durumda. Yazık bu halinden dolayı müşteri
gelmiyor. Ben param ona nasip olsun istedim ama bak bizi de ne hale soktu.
Artık kapanır bunun dükkanı. Oysa O sanıyor ki millet daha temiz olursa
gelir veya o müşteriye yerli yersiz bir yığın sorarsa daha sevilir sanıyor.
Ama müşteri kendi yerine düşünen ve ona akıl veren esnafı sevmez. Bu
bağırsaklarında olanı ortaya döken insan gibidir. Hem hoş olmayan ve hem de
hoş kokmayan bir durumdur. Herkesi kaçırır.

-          Peki Dede sen eti kimden alıyorsun?

-          İsmail Efendiyi severim ben. İsmi gibi kasaplık konusuna isim
olmuştur. Nereden biliyor bilinmez ama benim ne eti alacağımı ve hatta ne
yapacağımı bilir de paketi ben gelirken sarar. Ben dükkana girip eti alır
çıkarım. Hesabı da aylık görür. Yoksa param, siliverir borcumu. Ne işi
aksar, ne müşterisi. Ama O, bazısını kapıdan çevirir. Müşterisini seçer. Bir
gün bana izah ettiği sebebi de şu; Eğer gelen müşteri komşularının
kendisinden muzdarip olduğu, haydut veya asi birisiyse ona et vermez ve
kibarca et bitti dermiş. Bundan mana da etin insanı kanlı canlı yapmasıymış.
Zararlı kimseyi azdırmamak maksadıyla ona et satmazmış. Kârından vazgeçerek
hem de.

-          Bundan ben ne anlamalıyım sence Dede?

-          Evladım, sen büyüyünce etrafına kısaca bak. İnsanlar seni görünce
yüzleri gülüyor ve seni arıyorlarsa ne alâ. Eğer titizlikten ve
kuralcılıktan insanları bunaltıyorsan çok fena. Alemi biz idare etmiyoruz.
Aleme ve onun düzenine tabiyiz. Denizde kulaç atan kimse denizi karıştırmaz,
ancak yüzebilir. Yalnız kendinedir yararı. Evvela kendini kurtar ki senden
başkalarına da yararın olsun. Sen boğulurken kimi sudan çekebilirsin. İsmail
Efendi kadere tabi olan ve haline razı olan halis bir kuldur. Allah onu
sevmiş olacak ki onda güzel haller meydana getirmiş ve bize onu
sevdirmiştir.

 Böylece eve döndük. Dedem yolda dondurma teklifimi reddetmedi. Ben ise hep
aynı şeyi düşündüm. Neden çok iyi olmak kötü olsun ki! Gece yarısına doğru
anlar gibi de oldum. Dedem bir top ye evladım dedi ama ben 5 top dondurma
istedim. Şimdi boğazım ağrıyor. Hasta oluyorum sanırım. Eyvah!

Etiketler: ,



Sizde yorumlayabilirsiniz