Genç Ölüler Cenneti
admin yazdı.
Toplam Okunma: 125 | Bugünkü Okunma: 2 | En Son Okunma: 07.09.2010 - 20:21
Gözlerinde hala iki damla yaş kalmış üç beş kişiye…
Bu sabah penceremden dışarı baktım. Herkes delirmiş ve dünya kocaman bir tımarhaneydi. Yan komşumun kedisiyle göz göze geldik. Selam verir gibi öne doğru eğildim, o da eğildi. Bir gözünü kırptı, kuyruğunu salladı telaşsızca. Buna karşın çaresizce dudaklarımı büzüp, omuzlarımı hafifçe yukarı kaldırdım. Sözlere gereksinim duymayan anlaşma sağlanmıştı aramızda. Sonra ileriye, trafikle boğulan caddelere devirdik gözlerimizi. Suskun saatlerimiz geçti; benim ahçekişlerim arasına onun mırnameleri serpildi. Acemi bir ritm tutturduk çılgın kornaların, tiz küfürlerin, tok tekmelerin, şuh kahkahaların arasında.
Hava soğumaya başladı, dedim. Kuyruğunu titreterek onayladı.
Biraz öncesinin uzak caddelerinde yan yana yürümeye başladık, ayağımıza takılan onca ölüye rağmen. “Ölüler” dedim çömelip birinin yüzünü çevirerek, “gençliklerini, yitirdikleri yaşamın içinde bırakırlar”, “ölüler” dedim eğilip birinin yüzünü çevirerek, “gençliklerini yitirdikleri yaşamın, dışında kalırlar”. Bacaklarıma sürtündü, haklıydı, gitmeliydik.
Ayaklarım onu takip etmeye başladı. Eski bir binanın yıkıntılarında, ayakları çıplak kör bir çocuğun, çoktan kaçmış bir trene sattığı biletleri almak için uzun kuyruklar oluşturmuş, üstleri başları dökük, genç ölülerin yanına götürdü beni.
Bilmiyorlar ki sahip oldukları tüketiyor kendilerini ve sonra, tüm köşeleri tutulmuş bu yaşam içinde, kapmaca oynayabileceğini düşünenlerin, ortada kalakaldıklarında yaşadıkları sersemlemiş ruh haline bürünüyor yüzleri birden. Kabullenemeyişlerinin farkında olmadan, ölü bedenlerinin gençliklerini duyumsayarak, sonu gelmez bir sarılışla, uzun kuyruklar oluşturuyorlar, kaçan son trenin biletleri ardınca.
Onun aksayan patileri, benim kamburlaşmış sırtım haber verdi, yorulmuştuk biraz. Tımarhanenin kuytularından hayal manzaralı bir yer seçtik. “Alkol yok bugün, sert bir kahve ve biraz tütün”. Radyodan yükselen sese kulak kabarttık; ben hafif sallanan koltuğumda, o, sıcaklığı yüzüme vuran şöminenin önünde:
gurbete kaçacağım
o lacivert ülkeye
o üzünç denizine
uzayan iskeleye
ansızın zamansızın
neler kalır geriye
gurbete kaçacağım
o kimsesiz ülkeye
o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye
umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye
gurbete çıkacağım
o duvaksız tepeye
o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye
kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan
gurbete kaçacağım
gurbete tükenmeye
Uyumuşuz…
yaşam dersleri.com’dan alnmıştır…
Etiketler: Çay, Cehennem, Cennet
Yorum 05 09, 2008 tarihinde 10:53
Çok hoş bir yazı… O gurbete ben de hasretim aslında… Lacivert ülkeye… Burnumda tütüyor açıkçası. Aslında hepimiz bir gurbetteyiz, Mevlananın dediği gibi, can kuşu, ten kafesinde. Salıvermek lazım, kurtarmak, can kuşunu bu tımarhaneden. ve ben de uyumak isterdim radyodan gelen bu sesle… ama uyuyamıyorum… Selamlar..
Yorum 06 09, 2008 tarihinde 10:12
Allforone kardeş; işin gücün uyumakta, fırsat kolluyon kaçamak yapmak için insaf insaf.
Yorum 06 09, 2008 tarihinde 10:23
Uyuyamıyorum kardeş, kafamdaki tilkilerin kuyrukları birbirine değiyor uyuduğum zaman. Zahiren uyuyor da gözüksem, aslında o uyumak değil, kendinden geçmek… Yine Allah’ın inayeti işte…