Hatice’ye felsefeyi yasaklamak - Cihan Aktaş

 

I- Başörtülü öğrencilere bir nefes alma imkânı sunan bir üniversite sayılırdı Boğaziçi Üniversitesi. Bu nedenle de başörtülü öğrenciler liseyi bitirmek üzere oldukları dönemde, bu üniversitenin bir bölümü için puan tutturacak şekilde kendilerini hazırlamaya başlarlardı. Yakın bir arkadaşımın kızı Hatice bu sene Boğaziçi Üniversitesi’nin felsefe bölümünü kazandı. Bu onun nispeten rahat bir ruh haliyle üniversite tahsilini sürdüreceği anlamına geliyordu. Aksi takdirde, yurtdışında bir üniversitede tahsilini sürdürmenin yollarını arayacaktı. Yurtdışında tahsil yapabilmek elbette ki kolay değil. Ucuza gelecek bir ülke, masrafsız bir bölüm… Yeter ki bir diploma olsun, diye düşünür hale geldi gençlerimiz. Diploması olmayan kişi, ‘hiçbirşeysiz’ bir kişilik olarak tanınıyor bu ülkede çünkü. Başka türlü bir gelecek tahayyülü imkânsız neredeyse.

Başörtüsü Türkiye’nin yapay gündemi mi, derin meselesi mi… Bir çözüm bulunamıyor, sanki bulunsun istenmiyor. Felsefe okuması yasaklanan Hatice’nin annesi, arkadaşım Hasibe, yıllar önce DGSA’da grafik bölümünde okuyordu. “Saçının bir tek telini göster, diplomanı al,” demişti hocası. Hasibe diplomasını almamayı yeğlemişti.

 

Talep saçmaydı çünkü. Bitirme projesinin değeriyle de bir alakası yoktu.

 

Boğaziçi’ndeki yasak bir uzlaşmayla yumuşamış, son haberlere göre. Başörtüsü üzerine bir şapka kondurulacak… Nasıl bir komedi bu?.. Reyhan Gürtuna denemişti bu modeli yıllar önce. Ondan mı esinlenilmiş… Şapkanın ‘laikçi hidayet’e ulaştıran bir sihri olduğuna inanılıyor olsa gerek… Şapkalı başörtüsüyle önden tavşankulağı şeklinde bağlanan başörtüsü arasındaki ortak nokta, “ne pahasına olursa olsun, bizim dediğimiz geçerli olacak” şeklindeki, sözde türban modelleri, peruk altı boneler, ikna odaları sahneleriyle sürdürülen iktidar alanı mantığı tavrını pek güzel yansıtması.

 

II- Almanya’dan “başörtülü oluşumu içine sindiremediği için” bana yazan Sayın Hasan Bey… Ben başörtüsünü bir nedenle seçmiş, bunun izahını da kendi kendime defalarca yapmışımdır, değil mi… Biri bana, ‘başını ört’ diye emir vermedi, hele bir erkek, hiç yapmadı bunu… Tersine, bana yakın kimi erkekler, başımı örtmemden hoşlanmasalar bile saygıyla karşıladılar seçimimi. Benim başörtüsüyle ‘erkek egemen baskılara’ maruz kaldığımı öne sürerken siz de, bir erkek olarak hakkımda yargılarda bulunmakla, neyi nasıl düşündüğümü veya düşüneceğimi ya da düşünmem gerektiğini bana bildirmekle, ayrıca benim ‘laikçi’ hidayetime vesile olacağına inandığınız ifadeler kullanmakla, benzeri bir baskıyı sürdürmüş olmuyor musunuz?…

 

Ahmet Altan Bey’in de başörtülülerden muhtemelen sizin gibi rahatsız olduğunu, ama herhalde özgürlükler adına başörtülüleri kabullenmek zorunda kaldığını yazmışsınız. Doğrusu ben Ahmet Altan’ın “başörtülüleri içine sindiremediğini” gösteren bir yazısını okumadım bu güne kadar.

 

Başın açık olması, kadınların ezilme sorunlarını ortadan kaldırmıyor. Bunun aksi söz konusu olsaydı, Brezilya favelalarında yüzbinlerce kadının ezildiği gerçeği Carolina Maria de Jesus’un Çöplük’ü yazdığı 60’lı yıllardan bu yana artarak sürmezdi, değil mi…

 

III- Bir dönemde felsefe, dinin felsefeden tamamen dışlandığı dönemlerin etkisiyle de tabusu haline gelmişti bu ülkenin kimi dindarlarının.

 

Ardımızda bıraktığımız çeyrek yüzyıl içinde Türkiye’de çok şey değişti, başörtülüler de bu değişimin bir parçası. Şimdi başörtülü bir genç kız, felsefe okumak için hazırlıyor kendini, fakat, bunu yapabilmesi için başörtüsünün üzerine bir şapka kondurma şartıyla karşı karşıya geliyor.

 

Temel kimlik meseleleri ve uygarlık bağlamı konularında çelişkiler içinde olan bir Türkiye’de kadın olmak her şeyden önce görüntüsüyle kendini kabullendirmekten geçiyor. Aksi takdirde ya ezilen bir kadın sayılıyorsunuz, ya da kandırılan.

 

Varlığını ‘hiçbirşeyleştiren” bir kamusal alanda kendi evindeymiş gibi varolmanın imkânıydı başörtüsü kimi genç kızlar ve kadınlar için, hâlâ da öyle.

 

Yasaklama mantığı neydi peki? “Başörtüsü, kadınların ezikliğini simgeliyor. Bu kadınlara başlarını erkekler zorla örttürüyor. Başörtüsü kadınların cahil kalmasının nedenidir.”

 

İyi de, işte, başını kendi isteğiyle örttüğünü iyi bildiğim Sümeyye Boğaziçi’nde sosyoloji, Hacer fizik, Meryem uluslararası ilişkiler okuyor; Hatice oldum olası felsefe okumaya eğilimli…

 

“Aydınlanma”nın yolunu gösterme konusunda mevcut azıcık özgüvenlerini bile yitirmekte midir, “güzide” üniversitelerimiz…

Taraf.com.tr
Cihan Akbaş 

Etiketler: , , , , , ,



Sizde yorumlayabilirsiniz