Sessizce Seyretmek - Özlem Yağız
admin yazdı.
Toplam Okunma: 317 | Bugünkü Okunma: 2 | En Son Okunma: 24.01.2012 - 03:20
Ben çocukken maddi durumu biraz iyice ailelerin başvurduğu çok yaygın bir uygulama vardı. Hiçbir zaman nasıl bir vicdana sahip olduğunu anlayamayacağım, şık, okumuş, görgülü insanlar arasında yaygın olan ve diğer insanlar tarafından da açıkça eleştirildiğine rastlamadığım hatta gizli gizli gıpta edilen bir uygulama. Aileler köylerden, nereden bulduğunu bilemediğim insanlardan besleme kızlar alır, bu kız çocuklarını evlerde her türlü işe koşarlardı. Bu çocuklar oldukça küçük yaşlarda koparılırdı ailelerinden. Böylece gittiği aileye uyum sağlaması, görgü kazanması ve iş yapmayı evin hanımından usulu ile öğrenmesi beklenirdi.
Ailelerin biz ona baktık büyüttük, görgü, dikiş bilmem ne öğrettik demelerine bakmayın; adam akıllı çalıştırılırlar, bulundukları ailenin insaf durumuna göre horlanmaktan dayak yemeye kadar pek çok muameleye maruz kalırlardı. Bu çocuklardan biri ile iyi arkadaş olmuştuk. Benden iki yaş büyüktü. Ben ilkokula giderken, O ilkokulu bitirince okutulmamış ev işlerine koşturulmuştu. Evin küçük kız çocuğuna bakar, sabahtan akşama kadar iş yapar, bulabildiği ufak aralarda mesela bakkala giderken ya da küçük kızı dışarıda gezdirirken benimle dertleşirdi. Eğer aile o gün O’na halı yıkamak gibi bir görev vermişse şanslı sayılırdı. Ufak kaçamaklarla benimle ip bile atlayabilirdi. Zaman zaman da evin babası tarafından dövüldüğünü söylerdi bana. Bir gece ben de tanık oldum anlattığı olaya. Aslında o zamanlar Ankara’nın ‘en kalburüstü’ insanlarının oturduğu yerlerden biri olan Çevre Sokak sakinleri şahit oldu. Çocuk algılarım beni yanıltmıyorsa bu dev cüsseli adam, çocuğu balkona çıkarmış bana saatlerce gelen bir zaman sürecinde bağıra bağıra tartaklamış durmuştu. Gece karanlıktı, darbelerin şiddetini göremiyor ama arkadaşımın ağlayışını, balkonun köşesine büzülmüş halini, adamın el kol hareketlerini seçebiliyordum. Ben de ağlıyordum onunla beraber sessizce. Sessizce seyrediyordum o adamın yaptıklarını. Muhtemelen pek çok insan da benim gibi sessizce seyrediyordu. Diğerleri ne hissediyordu bilmiyorum ama çok zordu sessizce seyretmek. Çok ağırdı.
Hayat bu, yıllar içinde pek çok defa sessizce seyreden olmak zorunda kaldım, pek çok defa sessizce seyredilen. Hangisi daha zor bilmiyorum. Kimi zaman cesaretimi toplayıp isyan ettiğim de vakidir; çocuğuna sokak ortasında şamarı yapıştıran bir anneye, inatçı atını kırbaçlayan bir adama ya da daha derin toplumsal olaylara. Elbette sessizce seyretmemenin zaman zaman bedeli ağır olabiliyor. Öfke ile sana ne, ne karışıyorsun benim çocuğum diyen bir anne, okkalı bir küfür, okul idaresi tarafından peşine takılmış bir polis, sana küs akrabalar,
dalga geçen ya da kızan senin ne işin var onlarla diyen yol arkadaşları. Küçücükken öğreniriz bunları; yılanın başını ezerler, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, vakitsiz öten horozun kafasını koparırlar. Yine de ne bu başını uzatan yılanlar biter ne de vakitsiz öten horozlar. Cılız da olsa neşe ile savaş manzaraları anlatan, heyecanlı müzikler eşliğinde işte bizim de on ikiden vuran F-16 larımız övünülesi askeri başarılarımız var yayınları yapan basının yanında durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak diyen insanlar, Ermeni Dölü, Soros‘un çocukları gibi vicdansız nefret söylemleri karşısında sen ne hakla Allah’ın yaratmış olduğu bir ırkı yine Allah’ın yarattığı başka bir ırka üstün tutar küfredersin diyecek inanç sahipleri, ya sev ya terk et çığlıkları atan örgütlü, derin destekli yapılanmalara sen kim oluyorsun diyebilme cesareti gösterebilecek kalem sahipleri, iyi çocuklara hesap sorabilecek Ferhat Sarıkayalar, “çağdaş medeniyet suyu” ile kutsanan alanlara tek dişi kalmış canavarlığını hatırlatacak oyun bozanlar, devletin bekası için beşikteki bebeklerin katline dahi fetva verebilecek Zembilli Ali Efendilere karşılık, her türlü makama mesafeli, bedelini ödeyerek bir ömür geçirmeyi göze alabilecek, ‘başını ezen zalimin ayağını öpmektense şehid-i mazlum olmayı göze alarak tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine’ diyebilecek Said-i Nursiler çıkar.
O dev cüsseli adam balkonda arkadaşımı dövdüğünde dövülen aynı zamanda benim ruhumdu aslında. Temiz bir kalbe konmuş küçük bir kara leke. Zamanla artacak pek çok lekeden biri. Vakti geri sarmak o ana dönüp ufak bir çığlık atmak mümkün değil ne yazık ki.
O gece ben de pek çok insan gibi kocaman, gücünden destek alan birisinin kendisine emanet güçsüz bir diğerini nasıl ezebileceğini sessizce seyrettim. Seyretmez olaydım.
Not: Geçtiğimiz günlerde kahvaltı sofrasında iken İsrail bombaları ile ölen anne ve dört küçük yavrusunu sessizce seyreden insanlığımıza ve bu olayla Paris Hilton’un donunun rengi ile ilgilendiğinin onda biri kadar ilgilenmeyen Türk basınına ithaf olur.
Özlem Yağız (www.habersaati.com)
Etiketler: köşe yazısı, masum, özlem yağız, sessiz kalmak, yazarın hakkı